Doktorunuz Diyor ki


Doç. Dr. Zeynep Tartan:

BESLENME VE SAĞLIK:

Merhaba

Günümüz sağlık sorunları içinde kalp ve damar hastalıkları, tip 2 diyabet, kanser, felç ve Alzheimer belki en çok çekindiğimiz ve kendimizi korumak istediğimiz hastalıkların başında geliyor. Aslında ilk başta bakıldığında her biri ayrı ayrı hastalıklar gibi görünse de aslında tek bir bozukluğun, başlangıçtan itibaren değişik evreleri de diyebiliriz. Bu bozukluğa "enflamasyon" diyebiliriz. Yani savunma hücrelerinin, çevresel faktörler aracılığı ile sürekli ama daha düşük bir seviyede uyarılıp aktif olması ve kendi vücudumuza zarar vermeye başlaması diye özetleyebiliriz.

Savunma hücrelerinin %80'nin barsağımızda bulunduğunu göz önüne alırsak beslenmenin sağlığımız üzerinde ne kadar önemli bir yer edindiğini anlarız. Daha basit bir anlatımla, dışarıdan doğal olmayan veya kimyasal, GDO, katkı maddesi, hormon, antibiyotik, eklenmiş şeker, trans yağlar, işlenmiş omega-6 gibi maddeleri yiyecekler içinde aldığımızda ilk olarak savunma sistemimiz barsağımızda bunları elemine etmek için tepki verir. Ancak savunma sisteminin, bu şekilde aktif hale geçmesi bir yangıya sebep olur. Böylece hormon sistemi bozulur. İnsülin hormonumuz fazla miktarda kullanılmaya başlar. Başta barsağımızın iç yüzünü döşeyen hücreler olmak üzere, tüm organlarımızda ve vücut yapı taşlarımızda, hormon sistemimizde bir dizi olumsuz değişiklikler oluşmaya başlar. Bu değişimlerin hızı, o kadar uzun zamana yayılmıştır ki pek çoğumuz damarlarımız kalınlaşıp tıkanırken bunun farkına bile varmayız. 20-30 sene sonra ancak hastalık belli aşamaya ilerleyip, örneğin kalp krizi gibi veya bir kanser türü gibi son evreye ulaşınca hastalığın varlığını tespit ederiz. Aslında bu yavaş seyir bize geri dönüş ve kendi kendimizi tamir için de zaman kazandırır.  Evde pişirilen temiz ve sağlıklı gıdaların tüketilmesi, katkı maddesi içeren hiçbir gıdanın alınmaması, organik seçimlerin yaygınlaştırılması, probiyotik kullanımı, gereksiz ilaç, antibiyotik kullanılmaması basit ama çok etkin bir korunma yöntemidir.

Bu anlamda bakıldığında aslında en büyük koruyucu aşıyı, doğum sırasında ve sonrasında takip eden ilk 2 yıl içinde kazanmaktayız. Normal yolla doğan bebekler sezeryanla doğanlara göre daha güçlü bir barsak florası elde etmektedirler. Bunun üzerine anne sütü ile beslenme ve mümkünse çok gerekli olmadıkça ilk 2 yıl antibiyotiksiz bir süreç bu floranın gelişip güçlenmesi için temeldir. Ayrıca, aşırı hijyen ortamda yetişmeyen çocuklarda, doğal bağışıklık daha güçlü olup, allerjik rahatsızlıklar da daha az görülür. Çocukluktaki bu kazanımlar, bilinçli beslenme alışkanlığının aile içinde pekiştirilmesiyle ileride gelişme riski olan obeziteyi, tip 2 diyabeti ve arkası sıra dizilen kalp damar hastalıklarnı, felçleri, Alzheimer'ı ve kanseri de önler.

Bu nedenledir ki sağlıklı bir hayat için beslenme, en temel koruyucu öğelerden birisidir. Çok düşünmeden bir anlık keyif için yenilen yiyecek, kısa bir süre sonra içinde barındırdığı faydalar veya zararlarla sindirilip bütün hücrelerimize gönderilecektir. Sağlıklı bir ömür için, doymak için değil, beslenmek için seçim yapalım.

Sağlıkla kalın

Doç Dr Zeynep Tartan

İstanbul

_____________________________________________________________________________________________________



Doç. Dr. Zeynep Tartan:

ORGANİK YEMEK NEDEN ÖNEMLİ:

Merhaba, yemek yemek gün içinde  bizi en mutlu eden eylemlerimizden birisidir. Bir de tadı güzel, hoşumuza giden bir şeyler yiyorsak keyfimize diyecek olmaz.  Ne yiyeceğimize karar verirken acaba öncesinde neleri aklımızdan geçiriyoruz. Çok büyük olasılıkla önce canımızın ne istediğine odaklanıyoruzdur. Ana öğün bir yemek mi atıştırmacalık bir şey mi, yoksa sadece biraz keyif olsun diye tatlı bir şeyler mi?

Bir adım ötesinde belki yiyeceğin kalitesi, hazırlandığı koşullar, lezzeti, içindekilerin neler olduğu gibi ayrıntıları düşünebiliriz.  Biraz daha o günlerde kilo kontrolü yapmaya dikkat ediyorsak biraz da kalorisine bakarız. Oysa yiyecek bir Bilgidir. Vücudumuza içinde genetik kodu olan ve sindirildikten sonra bütün hücrelerimize kan yoluyla servis yapılacak olan bir bilgi aldığımızı ve bize neler yapabileceğini hiç düşünmeyiz.

Ne yersen o olursun diye güzel bir söz var.  Yeme eylemi çoğu kişi için sadece yeme anında kendisine yaşattığı haz ile bağlantılı ama ben bir hekim olarak sindirimden sonra ki fazı da en az yenildiği an kadar önemsiyorum.

Yediğimiz gıda organik değilse, şu ihtimalleri taşıyor demektir: Genetiği ile oynanmış tohumdan yetişmiş olabilir ve zararlı kimyasallarla ilaçlanmış olabilir. Bu gıdayı ne kadar yıkasanız da atamadığınız kimyasallar hücrelerinize kadar ulaşır. Hatta bazı tohumlar, kendi bünyesinde ilaçları barındırır yani kabuğunu soysanız bile tam olarak yok edemezsiniz. Genetiği değişen bu ürünün içerdiği bilgiyi, vücut sindirdikten sonra tam anlayamadığı için, yabancı gibi görür ve tanımadığı bu bilgiye savunma hücrelerini aktifleyerek yönlendirir. Vücutta için için bir reaksiyon başlar, biz buna Enflamasyon diyoruz. Mikropsuz iltihap da denilen bu durum uzun yıllar içinde Alzheimer, kanser, kalp ve damar hastalıkları, alerjik hastalıklar, cilt ve diğer sinir hastalıkları, otoimmün hastalıklar, sindirim sistemi yakınmalarından sorumlu olacaktır. Bunun en büyük nedeni de barsakta, bizim yararımıza çalışan pek çok olumlu bakterinin yok olmasına, sayısının azalıp, tam tersi kötülerinin artışına neden olmasıdır. Aşırı geçirgen barsak sendromu denilen bu durum vücuttaki pek hastalığın temelini atmakta ilk basamağı oluşturur.

Ayrıca bu tarz yapılan tarımda, toprak da sürekli ilaçlandığı ve hep aynı ürünler üst üste ekildiği için toprak da aynı barsamızdaki gibi kendi içindeki mikroorganizma çeşitliliğini kaybeder. Bu da bizim yediğimiz şeylerin içinde bize faydalı olan besin öğelerinin çok az bulunması anlamına gelir. Yani yeriz ama, gerçek anlamda almamız gereken vitamin, mineral, koruyucu besin kaynaklarını alamayız.

Organik beslenenler bilirler, o nedenledir ki organik gıdaların tatları, lezzetleri ve görüntüleri organik olmayanlardan oldukça farklıdır. Aynı zamanda organik gıdaların çoğu mevsimde yetişen ürünlerdir.

Hadi gelin bir deneme yapın, aynı sebzenin bir organik olanını bir de olmayanını deneyin. Onunla yemek pişirin. Lezzet de bile bu kadar fark eden bir durumun, sağlınız için neleri fark ettireceğine bir bakın. Sonra seçim sizin.

Sağlık yatırımı ileriye dönük bir yatırımdır kıymetini daha sağlıklı olarak ve çok az hastalanarak anlayabilirsiniz. Kendinize gereken önemi lütfen verin.

Doç Dr Zeynep Tartan

İstanbul




_____________________________________________________________________________________________________

Doktorumuz Sn. Doç Zeynep Tartan ın ilk yazısı:

Kalp sağlığı için de önce barsağın sağlıklı olması önemli

M.Ö. 460’ da yaşamış olan tıbbın babası Hipokrat “Bütün hastalıklar barsakta başlar” demiş.  Aradan yüzyıllar geçmiş olmasına rağmen bu konu şimdilerde, barsak ikinci beynimiz, diye çok konuşulmakta. Biz kardiyologlar da 2. Kardiyovasküler Akademi kongresinde konunun önemini vurgulamak için bunu konuştuk.

Barsak neden önemli? Aslında barsak bizim dış dünya ile aramızdaki sınır kapımız. Derimizde bir sıyrık, kesik olduğunda onun üzerini mikrop kapmasın diye temiz bir bandajla kapalı tutmaya çalışırız. Aslında dış dünya ile her gün en çok temas halinde olduğumuz yer, sindirim sistemimizdir ancak onu temiz ve sağlıklı tutmak için pek bir dikkat sarfetmeyiz, çünkü yemek yemek doğal bir eylemdir. Oysa seçilen yiyeceklerin türü ve içeriği sadece kalp ve damar sağlığımızı değil geleceğimizdeki tüm sağlık durumumuzun en büyük belirleyicisi oluyor.

Kronik hastalıkların %80’ni yaşam tarzı ile doğrudan ilişkili. Bunların içinde kalp damar hastalıkları, diyabet, kanser, otoimmün hastalıklar, Alzheimer, depresyon, romatolojik hastalıklar, nörolojik hastalıklar, alerjiler ve daha birçok hastalık sayılabilir. Hepsinin temelinde “inflamasyon” denilen bağışıklık sisteminin aktif rol oynadığı bir dizi süreç bulunmakta. Bağışıklık sisteminin %70’nin barsakta bulunduğu göz önüne alınacak olursa, neden bütün hastalıkların barsakta başladığını anlamak mümkün olur.

Yaşam şeklimiz özellikle yiyecek olarak seçtiklerimiz barsağımızda yaşayan ve bizi koruyan trilyonlarca yararlı barsak bakterisinin iyi ya da kötü türlerden olmasını belirliyor. Ayrıca dış dünya ile aramızda tek bir hücreden oluşan barsak hücre bariyerinin bütünlüğünün bozulmasına da neden olabiliyor.

Sindirim sırasında, yiyecek yoluyla aldığımız kimyasallar, GDO’lu gıdalar, antibiyotikler, tarım ilaçları, sentetik maddeler barsakta yaşayan mikrofloradaki yararlı bakterilerin kaybına ve zarar veren bakterilerin, mayaların, mantarların, virüslerin çoğalmasına neden oluyor. Ayrıca aynı zararlı ürünler sağlıklı barsak hücrelerinin birbirlerine sıkı sıkıya olan bağlantılarının kopmasına ve arada boşluklar, çatlaklar oluşmasına sebep oluyor. İşte bu boşluklardan, zararlı bileşenler sızarak, kolayca kan dolaşımına geçiyor. Barsak dış dünya ile aramızda sınır görevi gördüğü için, burada yoğunlaşmış olan savunma hücreleri bu zararlı artıklarla temasa geçtiğinde inflamasyon dediğimiz bir dizi reaksiyonun başlamasına neden oluyor. Barsak bütünlüğünün bozulması ve istenmeyen sindirim ürünlerinin dolaşıma sızmasına “Aşırı geçirgen barsak sendromu” diyoruz. İnflamasyon ile doğrudan ilişkili bu durum, özellikle damar yatağını örten tek sıralı hücrelerin de hasarlanmasına, LDL kolesterolünün oksitlenmesine ve damar altında birikmesine neden olacak bir dizi reaksiyonun başlamasıyla damar sertliğini meydana getiriyor.

Barsak duvarını örten hücrelerin birbiri ile güçlü bağlatılarını korumaları ve vücudumuzun yararına çalışan bakterilerin (mikrofloranın) yer aldığı sağlıklı bir barsağa sahip olduğumuzda ise bakın neler oluyor: Sindirim işlemi etkin bir biçimde yapılıyor, bazı vitaminlerin üretimi yapılabiliyor, mutluluk hormonu olarak bilinen serotonin üretimi artıyor, yararlı barsak bakterileri savunma sistemine yardımcı olacak immünglobinler üretiyorlar ve ayrıca bizzat kendileri bazı etkisizleştirme işlemlerini savunma sistemine bırakmadan yapıyorlar, gıdalarla gelen kimyasalları detoksifiye ediyorlar.

Bütün bunların sonunda kişinin gaz, hazımsızlık, halsizlik, konsantrasyon bozukluğu, depresif modu, sık sık hastalıklara yakalanma durumu, alerjik yakınmaları, cilt problemleri, eklem ağrıları, kilo sorunu, hormonal dengesizlikleri, adet bozuklukları, şeker, kolesterol bozukluğu gibi daha pek çok yakınması, hastalığı düzene girmeye başlıyor.

Barsağı sağlıklı kılmak ve yararlı mikrofloranın yaşamasını sağlamak için önerilen beslenme bol bol koyu yeşillerden oluşan lifli sebzeler, antibiyotik ve hormon takviyesi olmayan hayvansal gıdalar, ev yapımı probiyotikten zengin yiyecekler (turşu, kefir, yoğurt, sirke gibi), glutensiz tahıllar ve özellikle şekerden uzak durmak şeklinde  kısaca özetlenebilir. Evde pişirmek ve ambalajlı hazır gıda tüketmemek belki basitçe yapılacak ilk adım olabilir.

Yazımın başında tıbbın babası Hipokrat’ın barsak bütün hastalıkların kaynağıdır sözüne dikkat çekmiştim, yine onun bir sözüyle yiyeceğin önemini vurgulayarak bitirmek isterim “Yiyeceğiniz zehiriniz de olabilir, ilacınızda”

Hastalıksız, iyi bir hayat için lütfen yemeden önce neyi seçtiğinize dikkat edin.. Sağlıklı mutlu günler dilerim

Doç Dr Zeynep Tartan

İstanbul

T-Soft E-Ticaret Sistemleriyle Hazırlanmıştır.
Prepared by  T-Soft E-Commerce.